Komik Seyahat

Anılarımız

Herkesin başına yıllar geçse bile anlatırken gülünen komik olaylar gelir değil mi? Bu anlar özellikle de tatile denk gelmişse hiç unutulmaz. 

Normalde sakar biri olmasam da bütün sakarlıklar beni bulur tatillerimde. Üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin bunlar ya yanımızdaki arkadaşlarımız tarafından yada eşim tarafından bolca anlatılır eş dost sohbetlerinde. Kimi zaman "ya yeter artık anlatmayın" desem de "kızmış" gibi yapıp genelde bende katılırım bu anlatımlara. Hadi bakalım başlayalım o zaman başımıza gelenlere :)

- Herhalde pek az kişinin başına gelen bir olaydır bu. 

Bir yaz tatilinde 1 haftalık mavi yolculuğumuzun sonunda teknemiz tatilimize devam etmek üzere bizi (kalabalık bir arkadaş grubu) Selimiye'de bulunan "Beyaz Güvercin" isimli otele bıraktı. Herkes eşyalarını yerleştirmek ve üzerini değiştirmek için odalarına çekildi. Bende eşyaları yerleştirip duşa girdim ama bir gariplik vardı suda (daha doğrusu duşta). Her yanımı çok acıtan, milyonlarca iğne batıyor hissi vardı. İlk önce duş başlığında sorun olduğunu düşündüm ve duşu tutar tutmaz elimi çekmek zorunda kaldım acıdan. Hemen eşime seslendim, gelip kontrol etti ve birşey yok dedi. Bende tekrar girdim duşa ama aynı şeyleri yaşayınca çıktım ve eşimi yeniden kontrole çağırdım. Bu sefer o da fark edince durumu otelden birilerini çağırdık. Kontrolde anlaşıldı ki sıcak su sağlayan güneş panellerinde kaçak varmış ve beni devamlı elektrik çarpıyormuş :) Eşim ve kontrol eden kişi plastik terlik giydikleri için anlayamamışlır önce. Akşama baya muhabbeti dönmüştü sonra. Şimdi o tatilden konuşurken o otelin adı "Büge'ye elektrik çarpan otel" olarak kaldı aramızda :)

- Yine tekne tatillerimizden birinde başıma gelen bir şeyi anlatayım size. Büyük guletlerle yolculuk yapanlar bilirler tuvalet sistemini. Kimi tekne normal sifonlu kullanır, kimi de pompalı kullanır tuvaletleri. Pompalı sistemde klozeti temizlemek için tuvaletin yanındaki kolu bir iki kez pompalamanız gerekir.

Kalabalık arkadaş grubumuzda nedense hiçbir kadın beceremedik bu işi. Herkes birbirine soruyordu. En sonunda ben eşime sordum, göstermesini istedim nasıl yapılacağını. Bir kahraman edasıyla topladım bütün kız arkadaşları başıma bakın böyle oluyor dememe kalmadan klozetteki bütün su yüzüme fışkırdı (su temizdi ama yine de iğrenç. Şimdi bile midem kalktı). Herkes ciyak ciyak kaçıştı, bense gözümü bile açamıyorum. En sonunda her tarafımı dakikalarca protex sabunla yıkayıp, kolonyalayıp, denizde saatlerce tuzlu su işe yarar diye yüzmekte bulmuştum çareyi. Bu da senelerdir arkadaş grubumuzda anlatılır maalesef :)

- Benim düşmelerim de komiktir ve çoğunlukla tatillere denk gelir.

 

İlk ciddi düşmem Karadeniz gezimizde olmuştu. Dağ köylerini gezmiş, dönüşe başlamıştık. İnmemiz gereken dik bir yamaçta birden ayağım kaydı ve yuvarlanmaya başladım. Can havliyle tutunduğum ilk şey ise ısırgan otları oldu :) Acıdan bırakıp yuvarlanmaya devam ettim ve tekrar tutundum otlara yine ısırgan otu :) Bütün akşam kremler ve acı içinde heykel gibi oturmuştum...

İkinci düşmem rafting sırasında bottan oldu. Bir anda nasıl olduğunu anlamadım ve suda sürüklenirken buldum kendimi. O sırada rehberin canhıraş bağırışını duydum "çabuk bota çekin şelaleye yaklaşıyoruz" diye.

Ve bir anda da karga tulumba botta buldum kendimi. Kafam botun dibinde bacaklar havada :)

Üçüncü ve en çok dert çıkaran düşme ise bir Kıbrıs tatiline denk geldi. Zaten 4 günlüğüne gitmiştim o da zehir oldu. Girne Cratos otelde kalıyorduk. Ve yine bir banyo macerası. Bu sefer de küvette düştüm ve havada uçtuğum o birkaç saniye ağır çekim gibi geldi. Hiçbir şey yapamadım. Ayağımı küvetin kenarına o kadar kötü vurdum ki hissedemedim günlerce ve tekerlekli sandalyede gezmek zorunda kaldım. Hatta eşimin tatil boyunca en çok eğlendiği şey beni lobide televizyonların başında bırakıp dalga geçmek oldu. Ayağım ise kocaman bir morluk ve bağların zedelenmesi ile bir-iki ayda atlattı durumu.

 

- Bir de bolca ısırılmam vardır benim hayvanlar tarafından :) Birçok hayvanı korkmadan mıncıkladığım için bazı arkadaşlarım tarafından "Elmayra" diye de adlandırılırım. Mesela bir Bodrum tatilimizde yemek yediğimiz restoranın papağını ısırmıştı severken. Hem de kolumda duruyordu nasıl kurtulacağımı bilememiştim. Diğer ısırılmalarımın çoğu bahçemize düşen kerkenez yavrularına bakarken, evdeki hamsterlar tarafından, kirpi sevmeye çalışırken vs olmuştur...

- En korktuğum şeylerden biri de yabancı bir ülkede cüzdanımı, pasaportumu çaldırmaktır. Floransa da buna benzer bir deneyime çok yaklaşmıştım. Bir mağazaya girdim alışveriş için kasaya gittiğimde cüzdanı arıyorum yok, pasaport yok. Panik halinde fırladım mağazadan dışarı eşimin yanına. Ellerimde aldığım eşyalar olunca mağaza çalışanı da peşimden fırlamış hırsız diye. Neyse anlattım durumu ona sonra o da beni sakinleştirmeye başladı. En sonunda hepsini başka bir çantanın dibinde bulunca rahatladım ama bu da bana ders oldu pasaport ve cüzdan taşıma konusunda.

Tavsiyem otelde kilitli kasanız varsa pasaportunuzu ve tüm paranızı yanınızda taşımamanız ve kasada saklamanız. Yoksa da boyuna asılan kilitli çantalardan alıp onunla taşımanız. 

 

- Bir de en son Amsterdam'da yaşadığımız olaylar var tabii. Coffee Shop felaketlerini hatırlamak bile istemiyorum ama tramvay macerası iyiydi. 

Eşim inilmemesi gereken kapıdan indi, ben herşeyi kuralına uygun yapayım diye kapıya gidene kadar kapı kapandı ve ben içeride kaldım (bu arada Hollanda'da vasıta kartınızı hem binerken hem de inerken okutuyorsunuz). Bir durak daha gidip, ters istikamette yürüyüp bulmuştuk birbirimizi.

- Bu arada en son aklıma gelenlerden biri de Marmaris'de ki dede oldu. Sanırım şimdiye çoktan rahmetli olmuştur :( 

Marmaris seyahatlerimizden birinde bir köy kahvesinde mola verdik. Elimizi yüzümüzü yıkamak için köy camii'sinin tuvaletine gittik. Çıkışta çok yaşlı iki büklüm bir dede de kahveye gidiyordu. Bende "dede, istersen yardım edeyim yürümene" dedim Her neyse dede girdi koluma ordan burdan sohbet ederken birden kolumu mıncıklamaya başladı hafiften ve bana "ben senin gibi karı istiyorum ama bana almıyorlar" dedi. Ne diyeceğimi bilemedim gülsem mi, kızsam mı? ama kahveye gelene kadar o kısacık yol bitmedi bana :)

Belki size hiç komik gelmemiş de olabilir buradaki anlar ama yaşadığımız her anı keyifle hatırlattığı için seviyoruz biz bunları konuşmayı :)

Peki sizin var mı böyle gülerek anlattığınız anılarınız? Hadi siz de onları paylaşın